Sevgiliden ayrılmak kolay mı? Kolay mı yaşanılan, paylaşılan güzellikleri bir anda bir kenara itmek? Kolay mı onları yaşanmamış, paylaşılmamış gibi kabullenmek?
Sevginin bitmediği her ayrılma süreci belli acıları beraberinde getirir. Özgürlük dürtüsü ve birine “bağlı olmanın” çelişkisi, olumsuz koşulların etkisi, yenilenemeyen sevgi, ilişkideki tekdüzelikler, alternatif arayışları getirirken; konuşmalardaki “yanlış anlamalar, yanlış yorumlamalar” çoğalır, sonra da gerisi çorap söküğü gibi gelir. Önce birbirini birkaç gün görmemeler, uzak durmalar. Bir yerde kopacaktır ama sevgi yüreğe işlemişse, her alanda paylaşılmışsa bu kolay değildir.
Var olan bir sevgi nasıl bir anda yok edilir ki?
Bir çözüm aranır, sözde bulunur:
“Dost kalalım!”
Nasıl dost kalınır? Her karşılaştığında parlayan gözler, şimdi bir başka türlü (!) nasıl bakacak?
Peki, neler konuşulur “eski sevgili” ile?
“Yeni sevgilin kim?”
“Neler yapıyorsunuz?”
“O da seni benim gibi mi öpüyor?” diye mi sorulacak?
Sevgi bitmemişse ve sürüyorsa bunlar konuşulmaz. Konuşulsa da acı verir. Konuşulması normal de değildir. Eskiden ona olan sıcaklık ve özel sevgi yerini “biraz daha soğuk” bir yaklaşıma nasıl bırakır?
Ona eskiden “canım, bir tanem, sevgilim” diye hitap ederken şimdi nasıl hitap edilecek?
“Merhaba dost, nasılsın?”
Dostluklar bile belli bir sıcaklık, genel sevgi ortamında var olurlar. Özel sevgi yaşanarak her şeyin paylaşılmasından sonra genel sevgiye dönüş kolay kolay gerçekleşmiyor. Gerçekleşmiş gibi gözüken olaylarda da genellikle bir tarafta çeşitli biçimlerde özel sevgi sürüyor.
Bunlar göz önünde bulundurulduğunda, genellikle ayrılıklar ilişkilerin tümüyle son bulmasında noktalanıyor. Bunun anlamı tarafların birbirlerini bir daha aramaması, görüşmemesi şeklinde oluyor.
Sevginin sürdüğü ayrılıklar hep acılı/hüzünlü olmuştur:
“Hoşçakal sevgilim, elveda... seni hiç unutmayacağım! elveda...”
Yollar ayrılmıştır artık. İlişki bitmiştir. Sevgiliye ilişkin “sorumluluk duygusu” yoktur, bir çeşit “özgür ufuklar” görünmüştür. Yürü hızlı adımlarla, koş, yaşa yeni sevdaları!
Hemen öyle mi olur acaba? Sevgi yürekten atılmamışsa, yeni ilişkilerde çelişkiler, beklentilerin gerçekleşmemesi, bocalamalar eski sevgi(li)ye yöneltir insanı. Hatta yeni ilişkilerde bazen bilinçli ya da bilinçaltında “eski sevgili”nin özellikleri bile aranır. Zamanla yaşanılan güzel anılar daha sık hatırlanmaya başlar. Onu görmek, onunla konuşmak isteği bir çığ gibi büyür. Sonra bir yolu bulunur, bir tesadüf yaratılır ya da değerlendirilir, tekrar ilişki sağlanır, tekrar konuşulur.
“Ah, canım, seni çok özlemişim...”
“Rüyamda gördüm seni...”
Bu durumda eğer taraflardan birinin ya da ikisinin birden koşulları ve düşünceleri değişmişse; var olan sevgiyi yeniden yapılandırmaları mümkün. Ama değişiklikler yoksa bunun anlamı bir önceki kez ayrılmayı gerektiren sebeplerin sürdüğüdür. Bu yüzden yenilenemeyen sevgi daha çok yıpranır ve “bu yeniden birleşme” çok uzun sürmeyerek ilişkilerin tümüyle tekrar noktalanmasına neden olur.
“Geriye dönüş”lerde çok fazla ana seçenek yoktur.
a)Ya geriye kişilik olarak belli ölçüde değişmiş, neden döndüğünün bilincinde, var olan sevgiyi yenilemek ve yüceltmek amacıyla dönmek;
ya da
b)Geri dönüş(ler) süreci içinde o kişiyi de değersizleştirerek ona karşı duyulan sevgiyi yıpratmak, yok etmek ve böylece ilişkiyi bitirmek;
ya da
c)“Geriye dönüşler”i hiç denemeden yaşanılan sevgiyi sonsuza dek anılarda yaşatmak.
Birincisinin olanaksız olduğu durumlarda sonuncusu genellikle en doğru ve onurlu çözümdür. Çünkü yaşanılan güzellikleri anılarda yaşatmak, onları bozmamak sevgiye olan saygının bir gereği olmalıdır.
Ha, yeniden sevmek mi? Bir insan yaşamında gerçek sevgiyi değişik insanlarda çok sık yaşanmaz. Yüreğe kazınmış bir sevda, yürekten kolayca atılmaz. Taaaa ki bir başka sevdayı daha derin o yüreğe kazıyana kadar!
Sevginin bitmediği her ayrılma süreci belli acıları beraberinde getirir. Özgürlük dürtüsü ve birine “bağlı olmanın” çelişkisi, olumsuz koşulların etkisi, yenilenemeyen sevgi, ilişkideki tekdüzelikler, alternatif arayışları getirirken; konuşmalardaki “yanlış anlamalar, yanlış yorumlamalar” çoğalır, sonra da gerisi çorap söküğü gibi gelir. Önce birbirini birkaç gün görmemeler, uzak durmalar. Bir yerde kopacaktır ama sevgi yüreğe işlemişse, her alanda paylaşılmışsa bu kolay değildir.
Var olan bir sevgi nasıl bir anda yok edilir ki?
Bir çözüm aranır, sözde bulunur:
“Dost kalalım!”
Nasıl dost kalınır? Her karşılaştığında parlayan gözler, şimdi bir başka türlü (!) nasıl bakacak?
Peki, neler konuşulur “eski sevgili” ile?
“Yeni sevgilin kim?”
“Neler yapıyorsunuz?”
“O da seni benim gibi mi öpüyor?” diye mi sorulacak?
Sevgi bitmemişse ve sürüyorsa bunlar konuşulmaz. Konuşulsa da acı verir. Konuşulması normal de değildir. Eskiden ona olan sıcaklık ve özel sevgi yerini “biraz daha soğuk” bir yaklaşıma nasıl bırakır?
Ona eskiden “canım, bir tanem, sevgilim” diye hitap ederken şimdi nasıl hitap edilecek?
“Merhaba dost, nasılsın?”
Dostluklar bile belli bir sıcaklık, genel sevgi ortamında var olurlar. Özel sevgi yaşanarak her şeyin paylaşılmasından sonra genel sevgiye dönüş kolay kolay gerçekleşmiyor. Gerçekleşmiş gibi gözüken olaylarda da genellikle bir tarafta çeşitli biçimlerde özel sevgi sürüyor.
Bunlar göz önünde bulundurulduğunda, genellikle ayrılıklar ilişkilerin tümüyle son bulmasında noktalanıyor. Bunun anlamı tarafların birbirlerini bir daha aramaması, görüşmemesi şeklinde oluyor.
Sevginin sürdüğü ayrılıklar hep acılı/hüzünlü olmuştur:
“Hoşçakal sevgilim, elveda... seni hiç unutmayacağım! elveda...”
Yollar ayrılmıştır artık. İlişki bitmiştir. Sevgiliye ilişkin “sorumluluk duygusu” yoktur, bir çeşit “özgür ufuklar” görünmüştür. Yürü hızlı adımlarla, koş, yaşa yeni sevdaları!
Hemen öyle mi olur acaba? Sevgi yürekten atılmamışsa, yeni ilişkilerde çelişkiler, beklentilerin gerçekleşmemesi, bocalamalar eski sevgi(li)ye yöneltir insanı. Hatta yeni ilişkilerde bazen bilinçli ya da bilinçaltında “eski sevgili”nin özellikleri bile aranır. Zamanla yaşanılan güzel anılar daha sık hatırlanmaya başlar. Onu görmek, onunla konuşmak isteği bir çığ gibi büyür. Sonra bir yolu bulunur, bir tesadüf yaratılır ya da değerlendirilir, tekrar ilişki sağlanır, tekrar konuşulur.
“Ah, canım, seni çok özlemişim...”
“Rüyamda gördüm seni...”
Bu durumda eğer taraflardan birinin ya da ikisinin birden koşulları ve düşünceleri değişmişse; var olan sevgiyi yeniden yapılandırmaları mümkün. Ama değişiklikler yoksa bunun anlamı bir önceki kez ayrılmayı gerektiren sebeplerin sürdüğüdür. Bu yüzden yenilenemeyen sevgi daha çok yıpranır ve “bu yeniden birleşme” çok uzun sürmeyerek ilişkilerin tümüyle tekrar noktalanmasına neden olur.
“Geriye dönüş”lerde çok fazla ana seçenek yoktur.
a)Ya geriye kişilik olarak belli ölçüde değişmiş, neden döndüğünün bilincinde, var olan sevgiyi yenilemek ve yüceltmek amacıyla dönmek;
ya da
b)Geri dönüş(ler) süreci içinde o kişiyi de değersizleştirerek ona karşı duyulan sevgiyi yıpratmak, yok etmek ve böylece ilişkiyi bitirmek;
ya da
c)“Geriye dönüşler”i hiç denemeden yaşanılan sevgiyi sonsuza dek anılarda yaşatmak.
Birincisinin olanaksız olduğu durumlarda sonuncusu genellikle en doğru ve onurlu çözümdür. Çünkü yaşanılan güzellikleri anılarda yaşatmak, onları bozmamak sevgiye olan saygının bir gereği olmalıdır.
Ha, yeniden sevmek mi? Bir insan yaşamında gerçek sevgiyi değişik insanlarda çok sık yaşanmaz. Yüreğe kazınmış bir sevda, yürekten kolayca atılmaz. Taaaa ki bir başka sevdayı daha derin o yüreğe kazıyana kadar!